İÇİME BİR ‘UNUT’ DÜŞTÜ

unnamedFigen Denli  Marmara Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi, Matbaa Öğretmenliği ve Grafik Bölümü eğitimleri almıştır. 2016 yılında çıkarmış olduğu ilk kitabı olan ‘İçime Bir Unut Düştü’ ile kendisini tanıma fırsatı bulduğum, yazdığı yazıların benim ve benim gibi birçok insanın duygularıyla ortak noktada buluştuğu Figen Denli ile keyifli bir röportaj yaptık. Elele2017 adına bizi kırmayıp tüm sorularımızı en içten bir şekilde cevapladığı için kendisine çok teşekkür ediyoruz.

Çok yakında çıkacak olan  ‘Fabrika Ayarları’ isimli ikinci kitabı ile tekrar okuyucularıyla buluşacak ve duygularımıza tekrar dokunacak.

 

Kısaca kendinizi tanıtır mısınız?

1975 yılında İstanbul’da doğdum. Marmara Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Pera Güzel Sanatlar ve Akademi İstanbul’da sinema ve müzik üzerine kısa dönem eğitimler aldım. Bir çok dergide tasarım, metin yazarlığı ve fotoğraf görevlerinin ardından profesyonel yaşamına ortağı olduğu Zekice Reklam’da; reklam kampanyaları ve marka yaratım süreçleri ile sosyal projelerin üretimi konusunda devam ettim. Voleybol, aikido ve okçuluk sporlar ile ilgileniyorum.

 Hobileriniz ve fobileriniz nelerdir?

Hobilerim aynı zamanda işim olduğu için şanslı azınlık grubundayım. Sürekli bir şeyler tasarlıyorum, üretiyorum, yazıyorum. Resim ve müzikle de ilgileniyorum. Şarkı sözü yazıyorum, cover yapıyorum. Her biri meditasyon sayılır ama sık sık meditasyon da yapıyorum.

Fobilerim ise; hoşgörüsüz, saygısız ve çevresine zarar veren insanlar.

Bir dilek hakkınız olsaydı neyi değiştirmek isterdiniz?

Aslında kitabın içinde de var bu sorunun cevabı. ‘Bir dilek hakkım olsaydı annemi geri getirerek başlardım işe’ cümlesi çok derin bir gerçek. Annem benim gücümdü. Dostum, sırdaşım, öğretmenim, herşeyimdi. Tek çocuk olduğum için onunla bağımız yalnızca anne-kız bağı değildi ve onu kaybettiğimde dünyamın yarısını, en neşeli kısmını kaybettim. Keşke bir dilek hakkım olsa…

Hiç kimsenin bilmediği bir özelliğiniz veya sırrınız var mı? Varsa bugüne kadar gizli tutmayı nasıl başardınız?

Balık yerim ama çiğ balığa kesinlikle dokunamam. Çocukken bir arkadaşım sırtımdan içeri canlı balık atmıştı. Sanırım balığa dokunamama sebebim bu yaratıcı şakanın şoku ve ummadığım bir anda sırtımda çırpınan o balık.

Çocukken hayali mesleğiniz neydi?

Tiyatro sanatçısı olmayı hayal ederdim. Tiyatroda gerçek ve gerçek dışı atmosferin bir arada olmasına aşıktım. Besteci ve söz yazarı olmak hatta şarkı söylemek de istiyordum ama bu hayalimi sadece kendim için gerçekleştiriyor olmak yetiyor şimdi.

Sizi en çok ne kızdırıyor ve bu kızgınlıkla baş edebiliyor musunuz?

Saygısızlık. Bir de verilen sözlerin tutulmaması. Saygı ve güven yoksa ben de yok oluyorum. Bu ikisinin olmadığı yerde sevgi zaten yoktur.

En büyük hayaliniz ve gerçekleştirmek istediğiniz projeniz var mı?

Aynı dili, aynı duyguyu taşıyan insanlarla birlikte büyümek, çok kalabalık olmak ve hep birlikte aynı dili konuşmak, koşulsuz sevginin dilini. Sadece sevgiye hizmet etmek, çok sayıda hayata dokunmak ve sevgi içermeyen her şeyi sevgiye dönüştürmek.

Kitap yazmayı küçüklükten beri istiyor muydunuz? Yoksa hayatınızda gelişen olaylar mı yazmanıza sebep oldu?

Küçüklükten beri düşündüğüm bir şey olmamasına rağmen küçüklüğümden beri sürekli yazıyordum. Yazdığım yazıların ve şiirlerin bir kısmını kitapta toplama kararını yakın bir zamanda aldım.

Neden roman şeklinde yazmak yerine kısa denemeler halinde yazdınız?

Şimdiye kadar bütün yoğun duygularımın ifadesi hep şiir, kısa yazı, aforizma ve kısa cümleler şeklinde çıktı benden. Aslında onların hepsi, kendime söylediklerimi kayıt altına almak, üzerinden zaman geçtikten sonra dünümü bugünümle her açıdan tartmaktı. Roman şeklinde olmadı çünkü lirik tarafımı törpüleyemedim. Bu nedenle roman yazmak beni herkesten fazla zorlayacaktır ama olsun, yazmayı düşünüyorum.

Yazıları yazarken kendi hayatınızdan olaylar mı yoksa etrafınızda yaşanan olaylar mı etkili oldu?

Yazdıklarım kendi yaşadıklarım, kendi hayatımda olan olaylardı. Kendi duygularımı aktardım ve tüm kalbimle paylaştım. İç dünyamı paylaşmaya açık olmak zor oldu ancak o kararı bir şekilde verdim.

 Kitabın adını neden ‘İçime Bir Unut Düştü’  -Yoksa Lades Gibi Aklımdaydın- koydunuz? Bunun özel bir nedeni var mı?

Kitabın adını ne koyacağımı çok düşündüm. Birçok isim bulduk ve bu da içlerinden bir tanesiydi. Beni tanıyan insanlara, yakınlarıma sordum. Beni en çok hangisinin ifade ettiğini sordum. Ve genel olarak beni yansıtan ve kitap içeriğine en uygun olan bu isim oldu. Aslında uzun oldu devam cümlesi de var isminin altında. Gerektiğinde unutmanın affetmenin hafifliğini kitabın en başında belli etmek ve aslında kitabın içeriğini de belli eden bir isim oldu. Fakat el yazısı olduğu için genellikle ‘İçime Bir Umut Düştü’ şeklinde de algılandı. O hali de doğruydu aslında.

Yazmanızda etkili olan olay veya ilham veren herhangi bir şey oldu mu?

Elbette yaşadığım olaylar etkili oldu. Ben gereğinden fazla derin yaşayan bir insanım. Aşırı hassas bir yapım var ve bu yüzden genellikle çoğu şeyi içimde yaşarım ve yazıya dökerim. İnsanların kolayca üzerinden geçip silip atabileceği olayları ben hemen silemem, kolayca geride bırakamam. Bir kısmını içimde tedavi ettikten sonra yazıya dökerim bir kısmı da yazıya dökerken beni tedavi eder. Kırılsam da üzülsem de sevinçten havalara uçsam da bütün bu duygular beni besleyen ve pişiren önemli gerçekler. Dolayısıyla hissettiklerimden farklı bir şey hissettiğimde önce yazma reaksiyonunu gösteririm, tıpkı çok sevince sarılmak istemek gibi. Bütün duyguların farklı ve keyifli bir çıkış yoludur yazmak. İnsanı kendisiyle yüzleştiren bir şeydir.

Kitabınız yayınlandığında neler hissettiniz?

Müthiş heyecanlandım. Bir yandan da ‘ya beğenilmezse’ kaygısı yaşadım. Eminim bu ikilemi bir tek ben yaşamadım ama gerçekten çok değişik bir duygu sınavıydı diyebilirim. Okuyanı, beğeneni olabilirdi veya hiç olmayabilirdi. Elbette bu iki duygunun arasında çok gidip geldim. Fakat önemli olanın, yazdıklarımı hisseden bir kişiyle bile temas etmenin, bu kitabı yazmış olmamın nedeni, dünyamı açmamın ödülünü ve emeğimin karşılığı olduğunu gördüm. Sonrasında da az sattı çok sattı diye endişem kalmadı. Çok güzel yorumlar ve destekler aldım okuyanlardan. Mesela “bir cümleniz çok önemli bir kararı vermeme yardımcı oldu” şeklinde mesaj almıştım çok duygulandım. Demek istediğim tam olarak bu. Onunla hala iletişimdeyiz. Bu bağ benim için kitabımın çok satmasından daha değerli.

 Kimsenin okumayacağını bilseniz dahi yazmaya devam eder miydiniz?

Kesinlikle. Çünkü zaten yazdıklarımı okuması gereken ilk kişi benim. Yazdığım herşey benden bana aslında, önce benim okumam, önce benim hissetmem gerekiyor.

 Yazmak için özel bir ortama ihtiyaç duyuyor musunuz? Herhangi bir yerde (parkta, yolda vs.) aklınıza bir şey geldiğinde hemen kaleme alır mısınız?

Genellikle evimde yazıyorum. Fakat seyahatte veya doğanın içinde yazdığımda çok daha mutlu yazıyorum. Özellikle de doğanın içerisindeyken yazmış olduklarım kendimi en iyi ifade edebildiğim hallerimmiş gibi geliyor bana. Çünkü etrafımda kuşların cıvıltısı, rüzgarın sesi, ağaçların ve suyun bilgeliği oluyor. Bulutlara  baktığımda içime dolan huzurun ve sevginin etkisiyle yazarken içimden sanki bambaşka biri çıkıyor. İçeriği aşk olmasa bile aşkla yazıyorum. Doğa bu yüzden tercihim. Öte yandan herhangi bir yerde kağıt kalem yokken yazma krizi gelirse ses kaydı alıyorum unutmamak için.

İnsanların birçoğu ‘hayatımı yazsam roman olur’ der. Sizce herkes kitap yazabilir mi? Yoksa yazmak bir yetenek midir?

Herkes kitap yazabilir. Fakat gerçek anlamda, insan yazarak ne yaptığının farkında olmalı yazmadan önce. Çünkü o kitap en az bir kişi tarafından okunacak. Bu kişi kendisi de olsa, dünü ile bugününün arasında kendisine artı değer olarak ne kattığının farkında olmalı. Kaldı ki birilerine ulaşacaksa daha da farkında olmalı. Farkındaysa yazmalı çünkü yazmak, okuyana katkı sağladığı noktada yetenek demektir. Yetenek; çalışma, okuma, araştırma ve alıştırma ile geliştirilir, ancak fayda sağlamayan yetenek yeterli değildir.

 Yazmak sizin için hayat boyu sürecek bir serüven midir yoksa yazmayı düşündüğünüz bir zaman var mı?

Hayatım boyunca yazacağımı biliyorum ama hayatım boyunca her yazdığımı yayınlamayacağımı da biliyorum. Bazıları yalnızca kendimle yüzleşmelerim olarak kalacak, bazıları da paylaşabileceklerim, yani bir anlamda meydanın ortasında yine kendimle yüzleşmelerim. Bu kararı hep yazdıklarımın vermesini istiyorum çünkü zaman insanın düşüncelerini, duygularını ve yeterliliğini hızlı değiştiriyor.

Yazdığınız yazılara tarih yazıyor musunuz?

Eskiden atardım. Şimdilerde bazen.

Kitabınız basıldıktan sonra ne tür geri dönüşler aldınız?

Çok güzel geri dönüşler aldım. Harika mesajlarıyla beni mutluluktan ağlatanlar oldu. Dostlarımından ve okurlardan gelen paylaşımların her biri tek tek çok değerliydi.

 Genç bir  yazar adayına neler tavsiye edersiniz?

Genç bir yazar adayına insanın hiç bir şey için –mış gibi yapmaması gerçekten kalbinden geliyorsa yani popüler olmak için değil gerçekten olmak için, hayata değer katacaksa, kendisiyle tanışacak yüzleşecekse, yazdıklarında büyüyecekse ve büyütecekse yazması ama iyi şeyler yazması yani arkasında bırakacağı bir şey olacağından dolayı yazdıklarıyla değer katması ağırlıklı olarak sevgiye katkıda bulunuyor olması, iyiye işaret ediyor olmasını tavsiye ederim.

13714084_153226995107150_316134199_n

 

Resim:Funda AKSU

Röportaj: Funda AKSU

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

Blog at WordPress.com.

Up ↑

%d bloggers like this: